Dua…Sevgiliye yazılmış bir mektup gibidir.. Zarfın içine yüreğini koyanın, dua'sı kabul edilir. . . !!
"..Ve zamanı geldiğinde, Rabbin sana (kalbindekini) verecek, seni hoşnut kılacak!" (Duha 5)
Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner... Gam ü şadî-i felek böyle gelir, böyle gider !
30 Mart 2013 Cumartesi
TÜRK TARİHİNİN EN ŞANSLI KÂĞIDI
Bu kâğıt iskambil destesinden değil, Osmanlı Arşivi’ndendir. Üzerinde bir padişahın elinden çıkmış yazı bulunan kâğıt, o devirlerde bazen kutsal addedilmiştir. Bazı işgüzar sadrazamlar tarafından “hünkârımızın dest-i hattı” elden ele gezmesin diye padişahın el yazısı makasla o kâğıttan kesilmiştir. Günümüzde çok sayıda kesik takrir arşivde mevcuttur. Eğer ki sadrazam böyle işgüzarlık yapmamışsa padişah el yazısı o kâğıdın üzerinde günümüze kadar gelmiştir.
Burada görüntüsünü verdiğimiz belge ise aynı kâğıt üzerinde iki padişahın birden el yazısını barındırması itibariyle önem kazanıyor. Bir benzerine bugüne kadar rastlamadığım bu belgede üstteki iri harfli el yazısı Sultan Dördüncü Mustafa’ya, alttaki yazı ise Sultan Üçüncü Selim’e aittir. Her nasılsa Üçüncü Selim’in emri, vefatından sonra Dördüncü Mustafa’nın da tasdikine muhtaç olmalı ki onun da emri bizzat tarafından yazılmış. Bu belgeyi iki ayrı padişahın el yazısını barındırmasından dolayı Türk tarihinin en şanslı kâğıdı ilan ediyorum.
Belge Metni:
İHSAN-I HÜMAYUNUM OLMUŞDUR (Sultan Dördüncü Mustafa’ya ait)
Validem Kethüdası Ağa
Vakf-ı Hamidiyye’den elli bin kuruş vaktiyle eda etmek şartıyla Esma Sultan kethüdasına teslim edesin. (Sultan Üçüncü Selim’e ait)
29 Mart 2013 Cuma
HIRKA-İ ŞERİF SUYUNUN
RAMAZAN-I ŞERİFTE HANEDANA TAKSİMİ
Hırka-i Şerif Peygamber efendimizin (s.a.s) Topkapı
Sarayı’nda altın ve gümüş sandık içerisinde muhâfaza edilen hırkasına verilen
isimdir. Yazdığı güzel kasîdesinden
dolayı, Eshâb-ı kirâmdan Ka'b ibn-i Zübeyr'e, Peygamber efendimiz (s.a.s)
tarafından hediye edilmişti. Asırlardan beri İslâm devletleri tarafından büyük
bir itina ile saklanan Hırka-i Saâdet, Mısır'ın fethi üzerine Mekke Şerîfi
tarafından diğer mukaddes emânetler ile birlikte Yavuz Sultan Selim Han’a teslim
edildi.
Peygamber efendimize âit mübârek eşyâlarının bütün
Müslümanlarca çok büyük değeri ve bunların arasında bilhassa Hırka-i Saâdetin
husûsî bir yeri vardır. Bunun
sebebi, hırkanın halîfelik alâmeti sayılmasıdır. Yavuz Sultan Selim Han’ın
Mısır'dan İstanbul'a getirdiği mukaddes emânetler, bir müddet Topkapı Sarayı
Harem Dairesinde kaldı. Daha sonra Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saâdet Dâiresi
yaptırılarak orada muhâfaza edilmeye başlandı.
Her yıl Ramazan ayının on ikinci günü Hırka-i Saâdetin
içinde bulunduğu sanduka, Revan Odası’na taşınır, umûmî bir temizlik yapılır; bu arada duvarlar gülsuyu ile
yıkanır, öd ağacı ve buhurlar yakılır, dâirenin direkleri cilâlanırdı.
Ramazanın 15. günü devlet ileri gelenleri, âlimler, yeniçeri ve sipâhî ağaları,
Bâbüssaâde önünde öğleden önce toplanırlardı. Sadrâzam, Ayasofya Câmii’nde
şeyhü’l-islâm ile birlikte namaz kıldıktan sonra, alay hâlinde Arz Odasına
gelirlerdi.
Padişah ile beraberindekiler de Hırka-i Saâdet
Dâiresi’ne geldikten sonra, yeşil ipek kadifeden som sırmalı, ince işlemeli ve yedi bohçaya sarılı
altından yapılmış olan Hırka-i Şerif’in bulunduğu bu çekmece pâdişâhta bulunan
altın bir anahtar ile açılır ve Hırka-i Saâdet ortaya çıkarılırdı. Bu işler
yapılırken, pâdişâhın birinci ve ikinci imâmları ile has oda imâmı ve ayrıca
güzel sesli müezzinler, Kur'ân-ı
Kerîm okurlardı. Önce pâdişâh, sonra işâret ettiği kimseler sıra ile Hırka-i
Saâdete yüzlerini ve gözlerini sürerlerdi.
Hırka-i Şerif saygı ve hürmetle öpüldükten sonra, altın
bir tas içindeki suya batırılarak yıkanır, bir kap içinde yakılan ambere
tutulup kurutulurdu. Altın tastaki su da şişeler içindeki sulara bir kaç damla
taksim edilirdi. Şişelere taksim edilen su önce hanedana, saray erkanına ve
sair hizmetkârlara özenle dağıtılırdı.
Kaynaklarda bu âdetin sahabe
dönemine kadar gittiğine dair rivayetlere rastlamak mümkün. Meselâ Hazreti
Ayşe'nin (r.anhâ) kız kardeşi nezdinde Peygamberimizin, (s.a.s) bir hırkası
muhafaza edilir, insanlar hastalandıkları zaman rica edip hırkanın ıslatıldığı
su ile Cenab-ı Hak'tan şifa talep ederlermiş. Aynı şekilde Ömer İbni Abdülaziz
de Peygamber Efendimiz'in (s.a.s) yorgan olarak kullandığı ve üzerine teri
sinmiş bir örtüyü su içinde ıslatıp bu su ile yıkanır ve iyileşirmiş.
Sultan İkinci Mahmud, şişelere doldurulmuş sade suların aktarlarda
Hırka-i Saadet suyu diye yüksek fiyatla satıldığını haber aldığında, bu olayın suiistimal edilmemesi, hem bu
sahtekârlığın önüne geçmek için, hem de bu tarz bir ziyaretin Hırka-i Saadet'e
zarar verdiği düşüncesiyle, bir önlem alır ve o
günden sonra hırka-i şerif suyunun
dağıtılmasını kaldırıp, üzerlerinde Seyyid Şeyhü’l-islâm Ârif Hikmet Bey’e âit
olan beyitlerin yazılı olduğu tülbentleri, Hırka-i Saâdete sürüp, ziyârete
gelenlere dağıtmaya başlamış. Günümüzde aileler elinde ya da
koleksiyonlarda saray merasimlerinden yâdigâr destimâllere rastlamak mümkün.
Valide Sultan’dan başlayıp
Hırka-i Şerif suyunun dağıtıldığı kimselerin yazılı olduğu Osmanlı Arşivi’ndeki
orijinal belge.
Bâb-ı Âli
“Yüksek kapı”, “yüce kapı” anlamlarını taşıyan bu terim Sadrazam
konağına işaret etmektedir. Anlamı genişledikçe Sadrazam konağına “Paşa Kapısı”
ve “Bâb-ı Âsafi”denmeye başlamıştır. Ancak 1808’deki Alemdar olayından sonra
yeniden yaptırılan binaya dönemin padişahı Mahmud-ı Adli diye bilinen II.
Mahmud’a izafeten Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adli denmiş, ve 19. yüzyılın ikinci
yarısında Bâb-ı âli deyimine dönülmüştür.
Başlangıçta devlet işleri bugünkü anlamıyla bakanlar kuruluna
karşılık gelen ve haftanın dört günü toplanan Divan-ı Hümâyun’da görülürdü.
Haftanın bir günü de Sadrazam konağında “ikindi divanı” toplanırdı.
Son iki yüz yılda Osmanlı Devleti’nin işleyişindeki değişiklikler
ve Sadrazamın ikindi divanlarının devlet işlerini üstlenmesi ile birlikte, yeni
bir toplantı düzeni de kurulmuştur. Divân-ı hümayun’da bulunan kalemler,
defterler ve kayıtlar Bâb-ı âli bünyesinde yer almaya başlamıştır. Reisülküttab
ve divan kalemleri, çavuşbaşı ile dairesi ve maiyeti, teşrifatçı vb. Bâb-ı
âli’ye taşınmıştır. Bunlar sadrazamın maiyeti olan kethüda ve mektupçu ile
birlikte “Hademe-i Bâb-ı âli” adını almışlardır.
Tanzimat’la birlikte gündeme gelen meclislerde Bâb- ı âli’nin
yapılanmasında rol oynadılar. 1838’de kurulan Meclis-i Vâla-yı Ahkâm-ı Adliye
ile Dar-ı Şûra-yı Bâb-ı âli, Osmanlı bürokrasisine yeni bir boyut getirmiştir.
Sadrazam konaklarının saraya yakın olması için Cağaloğlu’nda yer
almaları dışında belli bir yerleri yoktu. Naima tarihinde, Sultan I. İbrahim
döneminde sadrazam olan Kemankeş Kara Mustafa Efendi’nin şimdiki Bâb-ı âli
yerinde bir sarayının olduğunu ve burada memurların da bulunduğundan
bahsediyorsa da bu mekânın resmen Bâb-ı âli olarak açılması 1756 yılında Sultan
III. Osman tarafından yapılmıştır. Böylece Sadrazam konaklarının sürekli olarak
bulunduğu ve devletin fiilen de yönetildiği merkez burası olmuştur. 1839
yılındaki yangından sonra 1844’ten itibaren sadrazamın ikametgâhı olmaktan
çıkarılarak tamamen devlet dairesi statüsü almıştır.
Bâb-ı âli altı kez yanmıştır. Bu yangınların genel İstanbul
yangınlarından ve binaların ahşap oluşundan başka önemli bir anlamı da vardır.
Yeniçeriler sadrazamı düzenin bozulmasından sorumlu tuttuğu için konağın
etrafında toplanarak ateşe vermişlerdir. Sadrazam konağı neredeyse yangın
oradan başlamıştır.
Defalarca yanan ve yenilenen bu yapılar günümüze Stefan Kalfa’nın
yatay kuruluşlu sade ampir cepheli yapılarıyla ulaşmıştır. Saray erkini temsil
eden iki katlı Alay Köşkü’nün karşısında, barok saçak ve örtülü, çeşmeli bir
zafer takı düzenindeki Bâb-ı âli kapısı sadrazam ve hükümette odaklanan
yürütmenin sembolik ifadesini yansıtırken, Alay Köşkü’nden daha alçak olmasıyla
da hiyerarşiyi mimaride de yaşatmaktadır. Bâb-ı âli, Osmanlı Devleti’ndeki ilk
kamu binasıdır.
Stefan Kalfa’nın yaptığı bu yeni Bâb-ı âli, eskilerden kat
döşemeleri hariç, kârgîr oluşu nedeniyle de ayrılmaktadır. Üzerinde çeşitli
değişiklik ve yıkımlar yapılmışsa da mimarın yaptığı ana hatlar halen
durmaktadır. Ancak eski mekan düzeni yalnızca bugün Vilayet konağı olarak
kullanılan eski Sadaret Dairesi tarafında korunabilmiştir. Özgün halinde yapı,
birbirlerine kuzeybatı- güneydoğu doğrultusunda bağlı, geniş sofalar çevresinde
dizilmiş odalardan oluşuyordu. Yaklaşık 220 m. uzunluğundaki bu bölümlerin iki
uçunda alçak, ortadaysa yüksek bir bölüm yer almaktaydı. Söz konusu alçak
bölümler kuzeybatıda Sadaret, güneydoğuda Hariciye Nezareti, ikisi arasındaysa
Şura-yı Devlet daireleri olarak yerleşmiştir.
Mimari açıdan eski Bâb-ı âli’den farklılaşsa da yeni yönetim
merkezini var eden ana ilkelerin büyük oranda eski yaklaşımla bağlantılı
oldukları görülür. Örneğin, klasik dönemden beri daima devletin merkezi mali
yönetimiyle mülki yönetimi birbirinden özerk, ama kendi içlerinde iki büyük
bürokratik kitle oluşturmuşlardır. Bu oluşum güçler ayrılığı ilkesinin eskiden
beri yaşatıldığına da delildir.
1844’de yapılan yeni Bâb-ı âli’nin yeri işleviyle birlikte
değişmiştir. Topkapı Sarayı’nın önemini yitirdiği ve yalnızca onama makamı olarak
kaldığı bu tarihten sonra Alay Köşkü’ne bakan kapı işlevini yitirerek Ankara
caddesine bakan yani Hariciye’nin bulunduğu güney kapısı önem kazanmıştır.
Çünkü artık Osmanlı Devleti’nin işleyişini sürdüren hükümetin ismi Bâb-ı
âli’dir. Hariciyenin önem kazanması ile birlikte haberin yakınında olan
gazetecilerde buralara yerleşmiş ve uzun yıllar Türk basını ifade eden Bâb-ı
âli deyimi anlam olarak yaşamaya başlamıştır.
Sonraki yıllarda Bâb-ı âli alanının içinde söz konusu ana kitleden
başka iki önemli yapı gerçekleştirilmiştir. Birincisi İsviçreli-İtalyan mimar
Gaspare Fossati tarafından tasarlanıp yapılmış olan Hazine-i Evrak Nezareti’nin
kullanmış olduğu arşiv binasıdır. Fossati’nin duvarları kârgîr, kat döşemeleri,
merdiven, kapı ve pencere kanatları demirden olan ve İstanbul Tersane’sinde
üretilmiş olan binası Türkiye’deki ender Palladyen tasarımlardan biri oluşuyla
da dikkat çekmektedir.
Bâb-ı âli içindeki ikinci yapı ise yaklaşık 1910’da Ankara Caddesi
tarafında konumlanan ve I. Ulusal Mimarlık Akımı çizgisinde yapılan, yine
arşivin kullandığı küçük bir yapıdır. Ana Bâb-ı âli yapısı 1844’teki yapımının
ardından iki büyük yangın daha geçirmiştir. İlk yangında Ortada Şura-yı
Devlet’i barındıran kesimin ve güneydoğu ucunun bir kısmı yanmış ve hızla onarılmıştır.
1911’deki ikinci yangında ise orta kesim yeniden yanmış bir daha onarılmayarak
ortadan kaldırılmıştır. Böylece tek bir kitle değil birbirinden bağımsız iki
ayrı yapı ortaya çıkmıştır. Yapıların iki ayrı kitleye ayrılması Bâb-ı âli’nin
bürokratik örgütlenmesinin ifadesi olan ve Dolmabahçe Sarayı’na benzeyen
hareketli, ancak tekil kitlesel ve işlevsel bütün oluşturan mimarisini de
bozmuştur.
Cumhuriyetten itibaren eski Sadaret dairesi Vilayet Konağı olarak
kullanılmaya başlamış, yapı üzerindeki neoklasik bezemeler kaldırılarak yalın
bir biçimde sıvanmıştır. Vilayet Konağı, 1980’lerin sonlarında ve 1997 yılında
yeniden eski görünümüne kavuşturulmak üzere bir dizi restorasyondan geçmiştir.
İstanbul Valiliği resmi web sitesinden alıntıdır.
4 Ocak 2013 Cuma
Nermin Taylan TV 5’de!
Nermin Taylan TV 5’de!
Genç kuşağın güçlü kalemlerinden araştırma alanında başarılı eserlere
imza atan ve atmaya devam eden Tarih Araştırmaları yazarı Sn. Nermin Taylan
yarın (05/01/2013) saat 14.00 de TV 5 canlı yayın konuğu olacaktır.
Nermin Taylan’ın yarın saat 14.00 de canlı yayın konuğu
olarak katılacağı program; Hayatın içinden kadına dair ne varsa sloganıyla TV 5
Televizyonunda Nural Çiftçi’nin hazırlayıp sunduğu “Huzur M ektebi” programıdır. Keyifle izlemeniz dileğiyle…
24 Aralık 2012 Pazartesi
Araştırmacı Yazar Nermin Taylan; Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneğinde!
Araştırmacı
Yazar Nermin Taylan; Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneğinde!
Tarih
ve Kültür Araştırmaları Derneği Söyleşi Konuğu Nermin Taylan Olacak!
Padişah
annelerinin bilinmeyen yönleri...
Şehzadelerini nasıl yetiştirdiklerine kadar merak edilen sorulara cevaplar.
Altı asır dünyaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğunda çoğu devşirme olan padişah annelerinin, yani valide sultanların eğitimleri, dersleri, giyimleri, meşgaleleri, çocuk yetiştirme tarzları hakkında bilgiler...
Tamamıyla arşiv vesikalarından, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi içerisindeki sağlam kaynaklardan karşılaştırma yapılarak edinilen bilgilerle hazırlanmış "Padişah Anaları" kitabının yazarı ile çok değerli söyleşi.
Araştırmacı Yazar Nermin Taylan 27 Aralık Perşembe saat 19.30 da Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği üyeleriyle buluşacaktır.
Şehzadelerini nasıl yetiştirdiklerine kadar merak edilen sorulara cevaplar.
Altı asır dünyaya hükmetmiş Osmanlı İmparatorluğunda çoğu devşirme olan padişah annelerinin, yani valide sultanların eğitimleri, dersleri, giyimleri, meşgaleleri, çocuk yetiştirme tarzları hakkında bilgiler...
Tamamıyla arşiv vesikalarından, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi içerisindeki sağlam kaynaklardan karşılaştırma yapılarak edinilen bilgilerle hazırlanmış "Padişah Anaları" kitabının yazarı ile çok değerli söyleşi.
Araştırmacı Yazar Nermin Taylan 27 Aralık Perşembe saat 19.30 da Tarih ve Kültür Araştırmaları Derneği üyeleriyle buluşacaktır.
Katılım ücretsizdir.
TARİH: 27 Aralık
Perşembe (bu perşembe)
YER: Eminönü Dernek
Temsilciliği
SAAT: 19.30-21.30
İletişim: 05532696364
[Dernek Üyelerine
yöneliktir.]
17 Kasım 2012 Cumartesi
Nermin Taylan Yarın sabah saat 10.00 da Bugün TV'de...
Sevgili okuyucularım yarın sabah saat 10.00 da Bugün Televizyonunda;"bugün haftasonu" programına konuk olarak katılacağım.İzlemeniz dileğiyle...
PARAMETRELER
Digiturk : 33
D-Smart : 47
Teledünya : 54
IP TV
Tivibu
Frekans: 10982 Mhz
Sembol: 9600
Fec: 5/6
Polarizasyon: H(Yatay)
20 Eylül 2012 Perşembe
Tarih Araştırmaları Yazarı Sn.Nermin Taylan'dan "Padişah Anaları" Çıktı...
Son dönem genç kuşak yazarlarımızdan usta kalem Tarih Araştırmaları Yazarı Sn.Nermin Taylan tarafından kaleme alınan "Kölelikten Sultanlığa Padişah Anaları" adlı eseri büyük bir özverili çalışma sonrasında çıktı...
İlk kitabı "Yaşanmış İlginç Hikayelerle OSMANLI PADİŞAHLARI"'nın yazarı Nermin Taylan yine ustalığını konuşturdu ve II. kitabı olan "Kölelikten Sultanlığa Padişah Anaları" adlı kitabını siz kitap severlerin beğenisine sundu...
Çok yakında tüm seçkin kitap evleri ve e-kitap satış sitelerinde olacaktır.Israrla istemeyi unutmayınız...
www.nermintaylan.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







