19 Nisan 2013 Cuma






       ENDÜLÜS FATİHİ TARIK BİN ZİYAD

 

 

"Ey Tarık!

Dün Berberi bir köleydin,

bugün muzaffer bir kumandansın.

Yarınsa toprağa gireceksin.

Sonra da Allah'a hesap vereceksin!"

Kölelikten fatihliğe kadar yükselen, İspanya’yı fethedip asırlar boyu hüküm sürmüş Got Krallığı’nı yerle bir eden Muzaffer kumandan Tarık bin Ziyad’ın gemileri yakması; yalnızca bir fetih için miydi? Yoksa, yerleşik bir inanç ve kültür evreni kurmaya yönelik bir yükseliş, işlevsel bir sıçrayış mıydı?
İspanya Endülüs’ü fetheden Tarık bin Ziyad’ın Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir.  Tarık Bin Ziyad, Emevî halifesi Velîd bin Abdülmelik zamanında (705-715) Kuzey-batı Afrika’nın fethi için vazifelendirilen Mûsâ bin Nusayr’ın âzâdlı kölesi olup, maiyetinde Kuzey-batı Afrika fethine katıldı. Mûsâ bin Nusayr, onun cesareti, vazife sevdası kabiliyeti, zekâsı ve başarısının farkına varınca emrindeki öncü birliklerin başına komutan tâyin etti. Daha sonra Berberîlerle yapılan savaşta Tarı bin Ziyad zafer kazanınca çeşitli hediyelerle birlikte makam vererek Tanca şehrine vâli yaptı.
Mûsâ bin Nusayr, Târık bin Ziyâd’da olan sağlam karakter, şiddete dayanıklılık, kahramanlık, kuvvetli azîm ve irâde, kuvvet, keskin ve isabetli karar verme, fasîh bir konuşma ve dinleyenlere derin te’sirler uyandıracak kuvvetli bir hitâbet ve kâbiliyetin farkındaydı. Ancak liderlerde bulunan bu gibi hasletler sebebiyle onu Endülüs’ü (İspanya’yı) fethe me’mur etti.
Tarık bin Ziyad emrine verilen 12 bin askerden oluşan bir ordu ile İspanya’nın güney sahillerine doğru yola çıktı.  Yıl 711 ve hedef İspanya’nın güney sahilleri idi ve Tarık bin Ziyad şöyle diyordu;

“Allah’a yemin olsun ki, okyanusa ulaşıp atımı suya sürünceye kadar bu niyetimden (İlah-ı Kelimetullah’tan) vazgeçmeyeceğim”.

Emrine verilen askerlerle birlikte hedefe doğru ilerleyen Tark Bin Ziyad, gemide ise şöyle dua ediyordu;

''Bindik katranlanmış gemilere, Allah nefislerimizi, mallarımızı ve ailelerimizi cennet karşılığı bizden alır. Bu uğurda birsey istersek kolaylaşsın bize, hiç aldırmayız kanlarımızın akıp gittiğine, şayet kavuşursak kavuşulması yüce olan şeye...''

Geminin güvertesinde bir ara uykuya daldı. Rüyasında Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile şanlı Eshâbını (r.anh) gördü. Sahabenin her biri kılıçlarını kuşanmış, yaylarını germiş, oklarını düşmana fırlatmak için hazır bekliyorlardı. Peygamber efendimiz; “Ey Târık! Yoluna devam et!” buyurdular ve Eshâbı ile birlikte Târık bin Ziyâd’ın önünden Endülüs’e girdiler. Mes’ût komutan, Tarık bin Ziyad bu kutlu rüyadan uyandı. Artık Endülüs’ü fethedeceğine emindi.
 
Tarık Bin Ziyad askeri ile birlikte ilk olarak İspanya’nın güney sahilindeki Buheyra denilen yerde karaya çıkar. Daha sonra buraya Cebel-i Tarık Boğazı ismi verilecektir.

700’lü yıllarda o bölgede kökenleri German ırkına dayanan, Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkarak, Roma’yı yağmalayan Batı Gotları (Vizigotlar) adlı bir kavim hüküm sürmekteydi. Bunlar oradaki halka ağır bir şekilde zulmetmekteydi. Zulümden ve esaretten bıkan halk, Güney Afrika Müslümanlarının burayı fethetmesini istemekteydi.

Tarık’ın ordusu ile bu bölgeye geldiği haberini alan Vizigotlar sayısı 70-100 bini bulan ordularını Tarık’ın ordusu üzerine sürdü. Vizigotlar sayıca daha fazlaydı. İslam ordusu endişeye düştü. Çarpışma yaklaşıyor ve gerilim yükseliyordu. İşte bu noktada Tarık askerlerinin zoru görünce kaçmasını önlemek adına, oraya gelmek için kullandıkları tüm gemilere ateşe verdi. Ve askerlerine dönerek şöyle dedi;

"İşte ey mücahidler! Arkanızda düşman gibi bir deniz, önünüzde deniz gibi bir düşman!"
 
“Artık bizim için geri dönmek olanaksızdır. Önünüz düşman, arkanız deniz ile çevrili bulunuyor. Direnmekten başka şansınız yok. Canınızı kılıçlarınızla kurtarmaktan başka bir şey yapamazsınız. Kısa bir süre derde ve güçlüğe katlanmayı göze alırsanız, uzun süre rahat edersiniz. Ben düşmana hücum ediyorum, siz de arkamdan gelip saldırın. Ben ölürsem zafere ulaşana ya da şehit olana dek savaşın”.

8-10 gün süren savaş oldukça zor geçmişti. Ancak Tarık’ın askeri dehası ve Kral Rodrik’in öldürülmesi İspanyolların gücünün tükenmesine ve geri çekilmesine sebebiyet verdi. Artık savaş kazanılmıştı.  Zafer tüm Kuzey Afrika’da sevinçle ve dualarla karşılandı. Musa bin Nusayr bundan sonra tüm İspanya’nın fethedilmesi için Tarık’a haber gönderip kendisini beklemesini söyledi. Ancak Tarık dinlemedi ve ordusunu üçe bölerek fetihlerine devam etti. Hem bozguna uğrayan İspanyol birlikleri kovaladı hem de kendini savunacak durumda olmayan yerleşim birimleri ele geçirdi. Kurtuba'ya kadar uzanan şehirler ardı ardına fethedilerek Toleytola ele geçirildi. Kısa süre içerisinde gerçekleşen fetihlerle 350 yıllık Got Krallığı sona ermiş oldu.
İspanya’yı fetheden, başarıdan başarıya koşan Muzaffer Kumandan Tarık Bin Ziyad, zafer kazanıp Toleytola şehrine girdikten sonra hükümdarın sarayında ayağının altına serilen hazineleri görünce kendi kendine hitaben şöyle seslendi.
"Ey Tarık! Dün Berberi bir köleydin, bugün muzaffer bir kumandansın. Yarınsa toprağa gireceksin. Sonra da Allah'a hesap vereceksin!"
Bundan sonraki esas hedefi İstanbul’u fethetmek olan Tarık Bin Ziyad yoluna devam eder ancak merkezden gelen daha ileri gitmemelerine dair emir üzerine Şam’a geri döner. Rivayetlere göre Musa bin Nusayr, oğlu Abdülaziz'i Afrika ve İspanya valisi tayin ederek Tarık'la birlikte Şam'a hareket etmiştir. 715 yılında yola çıktıkları sırada Emevi Halifesi Velid bin Abdülmelik ölür ve yerine Süleyman Bin Abdülmelik geçer. Yeni hükümdar Tarık ile Musa bin Nusayr'a ifadelerini aldıktan sonra söz dinmemelerinden dolayı kızgındır.
Bundan sonra Tarık bin Ziyad işlemiş olduğu suçun cezası olarak Şam dışına çıkamamış, kendisine hiçbir görev verilmemiştir. Hatta bir dönem hapsedildiği rivayet edilen Muzaffer kumandanın Şam'da düşkün bir hayat sürmeye mahkûm edildiği bilinmektedir. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen büyük fatih, 720 yılında Şam'da kederli bir vaziyette hayata gözlerini kapamıştır. Nerede öldüğü, mezarının nerede olduğu hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir.
Büyük İslam kumandanı Tarık bin Ziyad’ın derdi eğer hazine olsaydı Got Krallığı’nın hazineleri kâfi gelmez miydi? Yiğitlik, bahadırlık olsun diye savaşsaydı on bin kişilik ordusuyla yüz bin kişilik ordunun karşısına çıkabilir miydi? Vaziyetin vehametine varıp öleceğini anladığında gemilerini yakabilir miydi? Asker geri çekilirken kılıcını çekip öne atılabilir miydi?
Çünkü “O” hedefe ulaşmadan asla geri dönmeyi düşünmeyen, tek yolun zafer olduğuna inanan İslam bayrağını tüm dünyaya asmak isteyen “hedefine yürüyen insanın önünde dünya kenara çekilir diyen yegâne komutan Tarık bin Ziyad’dı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder